9 Mayıs 2009 Cumartesi

22. BÖLÜM: KÖTÜ BİR SÜRPRİZ

Ertesi sabah şafakla uyandığımda, sağ bacağım berbattı... Sancıyla uyanınca ne olduğumu da anlayamamıştım. Tam her şey yoluna girmeye başlarken, bu ağrı neden yine başlamıştı?

Önce, anneme söylememeyi ve ağrıyla başa çıkmayı düşündüm. Bir bacak ağrısı benden daha güçlü değildi ya... Nasıl olsa bu bir adale kasılmasıydı ve eninde sonunda gevşeyecekti. Dayanmalıydım... Hastaneden daha yeni çıkmıştık ve anneme yine hastane köşelerinde eziyet vermek istemiyordum...

Tabii ki annem, yüzüme baktığı anda ağrımın başladığını anladı. “Bacağım çok kötü...” dedim. “Ne olacak şimdi?” diye sordu. Ne olacağını değil ama ne olmayacağını çok iyi biliyordum; kararlıydım, BU SEFER HASTANEYE YATMAYACAKTIM...

Annem “Peki.” dedi. Kahvaltı için kalkıp oturmak istedim. Beni tekerlekli sandalyeme oturtturdu. Oturunca ağrım artmıştı ama aldırmadım. O gün çoğunlukla oturarak, ağrıya dayanamadığımda ise yatarak geçti.

Ertesi gün daha kötüleşince annem beni hastaneye götürmeyi aklına koymuştu. Önce itiraz etsem de, bacağım o kadar kötüydü ki, sonuçta kabul etmek zorunda kaldım ve 14 Mart 2003 Cuma günü, tam da Tıp Bayramı’nda annem Sinan ağabeyi aradı. Sinan hoca, “Getirin, bakayım...” demiş.

Annemle Muzaffer ağabey beni arabada ön koltuğa, yatar vaziyette yerleştirdiler. Hastaneye gidinceye kadar, yoldaki bütün çukurları saydım. Her sarsıntıda ağrım biraz daha artıyordu.

Hastaneye ulaştığımızda, sedyeyle içeriye alındım. Sinan ağabey, “Aslı, hay Allah, dün ne kadar iyiydin... Alçı odasına gidin, ben hemen geleceğim...” dedi.

Ortopedi ve Travmatoloji Ana Bilim Dalı Kliniği’nde beni sedyede görenler de çok şaşırmışlardı. Hemşireler, “Aslı ne oldu yaaa, dün çok iyiydin...” diyorlardı. Bu ağrı hep böyle birdenbire başlıyordu işte...

Doç. Dr. C. Sinan KARA biraz sonra asistanlarıyla yanıma geldi. Girişim yapacakları için annemi dışarıya çıkardılar. Sinan ağabey kalçamı muayene ettikten sonra, asistanlarına kalçamda birkaç noktaya iğne yaptırdı. Ağrım geçmişti ama bacağım bir acayipti. Daha doğrusu, sanki ağrı, “Ben buradayım...” diyordu.

Doktorum, “Biraz yat bakalım burada. Ağrın geçerse belki seni eve gönderebiliriz:..” dedi. Ben ise, “Ağabey, eve gidebilecek kadar iyi değilim. Yolda çok sarsılıyorum. Ne olur, hafta sonunu burada geçireyim.” dedim. Sinan ağabey annemi çağırıp, onunla da görüştü. Annem de, “Sinan bey, evde daha kötüleşirse, ben bir şey yapamam. Bizi yatırabilirseniz iyi olur...” dedi.

Yarım saat kadar sonra ağrım tekrar başladı. Annem Sinan ağabeye haber verdiğinde doktorum yine bir iğne yaptırdı. Daha sonra bunun, Epidural Kateter’den verilen Marcain olduğunu öğrendik. Bu kez ağrım tamamen geçmemiş, sadece azalmıştı. Onbeş dakika sonra da tekrar “9” şiddetinde başladı.

Bu arada, sedyeden “8” numaralı odadaki orta yatağa yatırıldım. Sarsılınca, ağrıdan gözlerim yaşarmıştı...

Az sonra Algoloji’den konsültasyon için benim doktorum, Doç. Dr. Elvan ERHAN geldi. Sağ olsun, konsültasyon kağıdında ismimi görünce, kendisi gelip beni görmek istemiş. İlaçlarımı düzenledi. Günde üç kere ağızdan Contramal ve Minoset alacaktım. Mide bulantısına neden olduğu için yanında da Metpamid yutacaktım. Ayrıca B vitamini ve akşam da bir tane Laroxyl alacaktım. Ayrıca Elvan abla, gerektiğinde PCA bağlanmasını da istemiş.

Ne var ki, ağrım çok fazlalaşmıştı. Sonunda Sinan ağabey yarım ampul Aldolan ile ağrımın kesilmesini istemiş. Sonraki üç gün de ilaçları almama rağmen, çok kötüleştim. Hiçbir şey yiyemiyor, sürekli kusuyordum. Annemin uyarısıyla, çok kuvvetli bir serum olan İzoleks M bağlandı. Allah’tan Sinan ağabey, Aldolan gerekirse yapılabilir diye talimat vermiş. Böylece hafta sonu birkaç saati ağrısız geçirebildim ama mide bulantım felaketti. Aldolan da yan etki olarak mide bulantısı yapıyordu.

17 Mart 2003 Pazartesi günü Sinan ağabey sabah vizitine geldiğinde, hafta sonunu berbat geçirdiğimi öğrendi. İzoleks M bağlanmasını o da doğru buldu ve asıl müjdeyi verdi: Ertesi gün beni ameliyata alacaktı...

O gün yanımızdaki yatağa, şimdi çok iyi dost olduğumuz Müzeyyen teyzem, dizinden ameliyat olmak üzere yattı. Kızları Aynur abla ve Leyla... Üçü de öyle canayakın insanlardı ki, hemen kaynaştık. Özellikle de Leyla ile kardeş gibi olacaktık...

Ertesi öğlen ameliyata alındım. Doktorlarımız aynıydı ve Doç. Dr. Sinan KARA, benden sonra da Müzeyyen teyzeyi ameliyat edecekti ama evdeki hesap, çarşıya uymadı...

Ameliyatım dört saat sürmüş. Sinan ağabeyin ameliyatımdan çıktığında, saçı başı darmadağınmış, konuşacak dahi hali yokmuş. Anneme elleriyle “tamam” işareti yapmış.

Ben ameliyattayken, hemşire annemden kan bulmasını isteyince, annem çok heyecanlanmış.

Ben ise, yoğun bakımda gözlerimi açtığımda, Başasistan Dr. Cengizhan bey, ayakucumda panik içinde sağa-sola emirler yağdırıyordu: “Çok kan kaybetti... Kanaması olursa çok dikkatli olun. Çabuk kan bulun...”

Kendimi yokladım. Gayet iyi hissettiğim için hiç paniğe kapılmadım ama başkası olsa, kalp sektesinden giderdi herhalde. Çünkü doktor gerçekten çok abartmıştı olayı... Öyle ki, Sinan ağabey yanıma geldiğinde, “Ben iyiyim. Merak etmeyin...” diyerek, ben onlara moral vermeye çalıştım.

Odama döndüğümde annemi de çok endişeli gördüm. Çok kan kaybettiğim için ağlıyormuş... Onu da, iyi olduğuma ikna edinceye kadar çok uğraştım...

Benimki uzayınca Müzeyyen teyzenin ameliyatı perşembe gününe kalmış. Kendi ameliyatının ertelenmesinden çok, benim kan kaybettiğimi öğrenince “mahvolduğunu” söylüyor Müzeyyen teyzem...

Sağ bacağım, içeriye doğru döndürülerek, diz altına kadar alçıya alınmıştı. Daha sonra bunun, kalçamı rahatlatmak için yapıldığını öğrendik. Beş gün de damardan antibiyotik tedavisi gördüm.

Sonraki iki gün boyunca kan takviyesi için iki ünite kan verildi. Annem bu kanı bulabilmek için ameliyat günümden beri koşturuyordu. Ne var ki, kan bende alerji yaptı. Mide bulantısı, kusma, bacaklarımda kızarıklıklar... Neyse ki yine annemin uyarısı üzerine hafta sonu nöbetçi Dr. Önem Bey talimatıyla Izoleks M bağlandı da, hafta başına kadar kendimi toparlayabildim.

24 Mart 2003 Pazartesi günü taburcu oldum. Bu kez hastaneden çabuk çıkabildiğimiz için, annem de, ben de seviniyorduk. Ne var ki, o gece yarısı 01.00’de müthiş bir mide bulantısı ve kusma başladı. Annem yetişinceye kadar yatak yorgan mahvoldu. Annem hemen hastaneyi arayıp, nöbetçi doktorla görüştü. Evde Metpamid ampul olduğunu söyleyince doktor, “Yapabilirseniz yapın.” demiş. Annem de “Bismillah” deyip, enjeksiyonumu yaptı ama ancak sabaha karşı 06.00’da mide bulantım kesildi. Annem de o saate kadar başucumda oturdu. Ayrıca altı saatte bir de mide ilacı Famo almaya başladım. Ertesi gün biraz daha iyiydim.

2 Nisan 2003 Çarşamba günü, dikişlerimin alınması için hastaneye gittik. Ayrıca alçım kesilerek, çıkarılıp takılabilir hale getirildi.
Sinan ağabeyi de odasında ziyaret ettik. Genel olarak beni iyi gördüğünü söyledi. Ağrımın oturmama bağlı başladığını düşündüğü için, iki ay kesin olarak oturmayacaktım. Kalçam sert yere de değmemeliymiş. Ayrıca beni onbeş gün sonra tekrar kontrole çağırdı. Hastaneden çıkış işlemlerim de yapılabilirmiş. Annem beni bir süre koridorda bekletip, o işlere koşturdu.

Sürekli ağrı başlayacak korkusuyla yaşamak beni çok zorluyordu. Sinan ağabeyin, oturmama müsaade etmemesi de canımı sıkmıştı ama doktoruma çok güvendiğim için sesimi çıkarmıyordum. Belki de bundan sonraki hayatımı böyle geçirecektim...

O sıralarda, merkezi sinir sisteminden kas gevşetici ilacım Lioresal’i, sabah 3, öğle 2, akşam da 1 tane alıyordum. Ayrıca günde bir B Vitamini ile akşamları Laroxyl kullanıyordum.

Kontrolden eve geldikten sonra, akşam idrar kaçırma problemim oldu ve kendi kararımla Laroxyl’i .bıraktım. Ancak birkaç gün sonra aynı sorun tekrarlayınca, Lioresal akşam dozunun fazla geldiğini anladık. Böylece Lioresal’i sabah ve öğlen ikişer tane almaya başladım.

Yalnız, hastane yatışlarımda başlayıp, o güne dek süregelen idrar kaçırmalar bende bir fobi oluşturdu. Anneme, çarşafımın altına devamlı underped koydurmaya ve bebek pedlerinden kullanmaya başladım. Sürekli tuvalet kaçırma korkusu oldu bende. Hala da bunu yenebilmiş değilim. Her yere pedlerimle gidip geliyorum. Sinan ağabey de, çok üstüne gitmemi istemiyor. “Kendine stres yapma. Nasıl rahat edeceksen öyle davran...” diyor.

16 Nisan 2003 Çarşamba günü tekrar kontrole gittik. Artık bacağımdaki alçıyı çıkarmaktan daha az çekiniyordum. Zaten doktorum da beni çok iyi gördü ve onbeş gün sonra aralıklı olarak oturmaya başlamama izin verdi. Yalnız, kalçam sert yere asla değmeyecekti. Sinan ağabey, yattığım yerde dizimi aşağıya bastırma egzersizi yapmamı da istedi. Üç hafta sonra da tekrar kontrole çağırdı.

Daha sonraki kontrolümden üç-dört gün önce yine idrar kaçırma problemim oldu ve Lioresal’i sabah, öğle, akşam birer tane almaya başladım.

07 Mayıs 2003 Çarşamba günü hastaneye gittiğimizde, doktorum beni muayene de etmek istediği için, alt kata indik ve Öğretim Görevlilerine ait özel muayene odasında bekledik.

Doç. Dr. Sinan KARA, her zamanki gibi beni uzun uzun muayene etti ve şunları söyledi:

● Genel durum çok iyi.
● Arada istirahat ederek, oturmaya başlayabilir.
● İki saatten uzun yolculuk yasak.
● Yavaş yavaş sağ bacağına basabilir.
● Fizyoterapi için henüz erken.
● Sonbaharda Skolyoz’a, ilerlemesini önleyici bir operasyon
yapabiliriz.
● Skolyoz için, sırtüstü köprü pozisyonunda,
kalçayı kaldırıp sola çekerek, beşe kadar sayıp, bırakma egzersizi.
● Lioresal 3x1’den aza inmesin.
● Altı hafta sonra kontrol.

Sinan ağabey ayrıca bu sefer çok temkinli olmak istiyordu. Bana, çok fazla oturmamamı söyledi. Skolyoz’um ilerlediği için de, sonbaharda, o bölgedeki bazı kasları gevşetmeye yönelik bir operasyon planlıyordu.

Ağrı başlayacak endişesi, doktorumu da beni de yıldırmıştı. Bu nedenle benim de oturmaya pek cesaretim yoktu. Annem bilgisayarımı da yatağımın yanına getirdiği için, rahatım yerindeydi... Hastalık anılarımı yazmaya devam ediyor, aralıklı olarak oturuyor, sonra tekrar uzanıyordum.

* * *

2 yorum:

Adsız dedi ki...

xzfvzdgsdg

Adsız dedi ki...

benim öncelikle psikolojik sorunlarım vardı sosyal fobi ve psikolojik kasılma sonra internetten araştırarak lioresali buldum ve kullanmaya başladım önceleri kafa yapıyo diye 4 5 tane içiyodum sonra 8 e çıktım
ilacı 15 gün kadar kullandım. sonra aklım başıma gelince ilacı bırakmaya karar verdim. ve bıraktım ama sonrasında aynı uyuşturucu krizi gibi etkiler oluştu. şuan lioresali kullanmayalı 2 yıl oldu ancak hala beyin bulanıklığı etrafı hayal gibi görme beyin uyuşması ağır depresyon titremeler geçmedi bu ilaç beni mahvetti bu ilacın bir panzehiri var mıdır birileri okursa birileri bana yardım edebilirse hayatımı kurtarırsa ona gerçekten çok teşekkür ederim. lütfen bana yardım edecek biri varsa msnim mert@tokyo.com